ENDERUN

Eğitim, Öğretim, Bilim ve Teknoloji Tarihi

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Anasayfa ESERLER
Eserler

BİTLİS - ERZURUMLU İBRAHİM HAKKI'nın IŞIK DÜZENEĞİ

e-Posta Yazdır PDF

BİTLİS- İSMAİL FAKİRULLAH HAZRETLERİ

Siirt'in Aydınlar ilçesinde yaşayan İsmail Fakirullah Hazretleri'nin mezarının başucuna doğmasını sağlayan ışık düzeneğindeki arızanın tespit edilerek gerekli düzenlemelerin yapılacağı belirtildi.

Siirt Valisi Musa Vali Çolak, yaptığı açıklamada Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri'nin kendi çağını aşan bilimsel çalışmalara imza atmış, çok değerli eserler yazmış bir bilim adamı olduğunu söyledi.

Kendisini yetiştiren Hocası İsmail Fakirullah Hazretleri'nin vefatı üzerine (Hocamın başucuna doğmayan güneşi neyleyim diyerek) yaptığı türbeden yaklaşık 2 kilometre öteden başlayarak türbeye kadar uzanan ve her yıl, 21 Mart'ta yeni yılın ilk güneş ışınlarının hocasının başucuna doğmasını sağlayan ışık düzeneğinin yıllarca izlendikten sonra 1960 yıllarında türbede yapılan restorasyonda bozulduğunu hatırlatan Çolak, şöyle dedi:

"Biz bu ışık düzeneğinde meydana gelen aksamayı tespit ederek eski haline getirmeye ve gerçekten inanç turizmi açısından çok zengin bir potansiyele sahip olan ilçemizin bu potansiyeline biraz daha katkıda bulunmak istiyoruz. Başta Ege ve İstanbul Üniversiteleri olmak üzere ülkemizin değişik üniversitelerinin Astronomi Bilim Dalı öğretim üyeleri ile görüşerek durumu anlattık. Hatta geçenlerde ilimizde yapılan Uzayın Derinliklerinden Tarihin Geçmişine GAP Astronomi Yolculuğu paneline katılan bilim adamlarına bizzat gösterdik. Bu aksamanın düzeltilebileceğini belirttiler. GAP Bölge Kalkınma İdaresi ve üniversitelerimizle iş birliği yaparak bunu çözmeye çalışacağız."

İbrahim Hakkı Hazretleri'nin 1700'lü yıllarda yaptığı bu düzenekte türbeden yaklaşık iki kilometre uzaklıktaki bir tepenin üzerinde örülen duvar 21 Mart tarihinde doğan güneşin ilk ışınlarının ilçeye yansımasını engellerken duvarın ortasındaki 40x40 santimetre ebatlarındaki delikten ışınlar türbenin yanında bulunan kulenin pencerelerinden yansıyarak türbeye girmekte ve İsmail Fakirullah Hazretlerinin başucunu aydınlatmaktaydı.

 

BİTLİS- İSMAİL FAKİRULLAH HAZRETLERİ

BİTLİS- İSMAİL FAKİRULLAH HAZRETLERİ

BİTLİS- İSMAİL FAKİRULLAH HAZRETLERİ

Ayhan MERGEN / Siirt Umut Gazetesi

 

DİVANÜ LUGATİ'T TÜRK

e-Posta Yazdır PDF

Bulunuş Öyküsünden Yayımlanışına Divanü Lugati't-Türk

Bugün tek nüshası İstanbul’daki Millet Kütüphanesinde olan Divanü Lugati’t-Türk’ün bulunuşu, yayımlanması ve çevirisi, ilgi çekici olaylar dizisidir. Eserin bulunuşu tamamen bir rastlantı sonucudur. Kitap dostu Ali Emiri’nin bilgisi, dikkati, kitap sevgisi ve çabaları olmasaydı eser bilgisiz ellerce belki de yok edilecek, dilimizin ve kültürümüzün en büyük hazinesinden mahrum kalacaktık.

Kasgarli-Mahmut-Divanu-Lugatit-TurkDivanü Lugati’t-Türk’ten ilk söz eden Antepli Aynî diye de tanınan Bedreddin Mahmud’dur. İkdü’l-Cuman fi Tarih-i Ehli’z-Zaman adlı eserinin birinci cildinde Kâşgarlı Mahmud’un eserinden yararlandığı görülmektedir. Aynî, yalnızca bu eserinde değil kardeşi Şahabeddin Ahmed ile birlikte yazdığı Tarihü’ş-Şihabî’de de Divanü Lugati’t-Türk’ten yararlanmıştır. Daha sonra Kâtip Çelebi ünlü eseri Keşfü’z-Zünûn’da Divanü Lugati’t-Türk’ü anmıştır. 

Başka birkaç kaynakta daha anılan ve bilgilerinden yararlanılan Divanü Lugati’t-Türk’ün varlığı bilinmekte ancak 1914 yılına gelinceye kadar tek bir nüshasına bile ulaşılamamaktaydı. Oysa Divanü Lugati’t-Türk’ün bir nüshası eski Maliye Bakanlarından Nazif Bey’in kitaplığında bulunmaktadır. Türk dili ve kültürü bakımından önemini bilemeyen ancak değerli bir kitap olduğunu tahmin eden Nazif Bey, yakınlarından bir kadına kitabı verir ve:

-Bak sana bir kitap veriyorum. İyi sakla… Sıkıştığın zaman sahaflara götür. Altın para ile otuz lira eder, aşağıya verme! der.

Bir süre sonra paraya ihtiyacı olan kadın, kitabı Sahaflar Çarşısı’ndaki kitapçı Burhan Bey’e götürür ve otuz liraya satmak istediğini söyler. Divanü Lugati’t-Türk gibi bir eser için otuz lira hiç de yüksek bir miktar değildir ama bu kitabın önemini ve değerini bilmeyenler için yüksek bir bedeldir. Burhan Bey, yüksek bir fiyatla alır diye kitabı Maarif Nazırı Emrullah Efendi’ye götürür. Nazır da kitabı İlmiye Encümenine havale eder. Kitabı incelemek için bir hafta süre isteyen Encümen, bir hafta sonra kitaba on lira değer biçer. Kitabın kendisinin olmadığını, sahibinin otuz liradan bir para bile aşağıya inmediğini söyleyince Encümendekiler,

-Biz otuz liraya bir kütüphane satın alırız. Al kitabını, istemiyoruz, diyerek kitabı Burhan Bey’e geri verirler.

İşte tam da o günlerde, ömrünü ve servetini kitaplara adayan, haftada birkaç kez Sahaflar Çarşısı’na uğrayıp, kitapçıları tek tek dolaşarak yeni bir şey olup olmadığını sormayı alışkanlık edinen Ali Emiri Efendi, kitapçı Burhan Bey’in dükkânına uğrar. Ali Emiri Efendi yeni bir şey olup olmadığını sorunca, Burhan Bey, 

-Bir kitap var ama sahibi otuz lira istiyor, diyerek olanı biteni anlatır ve sürenin ertesi gün dolacağını, yaşlı kadının kitabı almaya geleceğini söyler.Eline aldığı kitabın adını okuduğu anda Ali Emiri Efendi, bayılacak gibi olur… Dünyada eşi benzeri olmayan, Türk dilinin en değerli eseri Divanü Lugati’t-Türk’tür elindeki kitap… Otuz değil, otuz bin liraya bile değerdir bu kitaba. Kendisini hemen toparlayan Ali Emiri Efendi, kesin alıcı görünmemek, kitapçıyı şımartmamak amacıyla:

Devamını oku...
 




AKADEMİK KURULUŞLAR