ENDERUN

Eğitim, Öğretim, Bilim ve Teknoloji Tarihi

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür

İngiltere’de Osmanlı modeli bir mektep: ETON KOLEJİ

E-posta Yazdır PDF

Eton Koleji

Demokrasinin beşiği İngiltere asırlardır elitler tarafından yönetilir. Halk siyasete fazla alâka duymaz, yalnızca seçimlerde elitler içindeki bir grubu idareci olarak seçer. Bu elitler sadece asillerden değil, yüksek kariyerli, zeki, hayatta muvaffak olmuş, mazbut yaşantılı ve olabildiğince dindar insanlardan teşekkül eder. Bu kriterleri temin eden herkes elit sınıfına yükselebilir. Bunun için yalnızca liyâkat ve talih aranır. Bu bakımdan İngiltere ile Osmanlı Devleti arasındaki benzerlik şaşırtıcıdır. Osmanlılar, farklı ırk, din ve kültürlerden geldiğine bakmaksızın, zeki ve kabiliyet testini geçen çocukları devlet adamı olmak üzere saraya alıp Enderun mektebinde yetiştirirdi. Bir Balkan köylüsünün oğlu, yukarıdaki vasıfları taşıyorsa, talihi de yaver giderse ülkenin elit sınıfına girip, en yüksek makamlarına yükselebilir, padişaha damat bile olabilirdi. Artık bir Balkan köylüsü değil, yüksek hasletlere sahip, nazik, kültürlü, ince ruhlu, Türk-İslâm terbiyesini benimsemiş bir Osmanlı beyefendisidir. İngiltere’nin VIII. Henry‘den beri süper güç olma yönünde Osmanlı Devleti’ni numune alarak, bunun muvaffakiyet sırlarını kendi bünyesine tatbik ederek yükseldiği söylenebilir. İmparatorluk mirasını hoyratça har vurup harman savurduğumuz için bugün böyle köklü müesseselere sahip olmamamız acı bir kayıptır.

Devamını oku...
 

KIRŞEHİR - CACABEY GÖKBİLİM MEDRESESİ

E-posta Yazdır PDF


CACABEY GÖKBİLİM MEDRESESİ
  

Cacabey Medresesi 

Kırşehir il merkezinde bulunan Cacabey Gökbilim Medresesi, H.671/ M.1272-1273 yılında, Anadolu Selçuklu Sultanı Kılıç Arslan oğlu II. Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde, Kırşehir Valisi Nureddin Cibril Bin Cacabey tarafından yaptırılmıştır. Yapı, zamanında rasathane olarak kullanılmıştır.

Medresenin kuzey cephesinde, girişi sağlayan ve Selçuklu dönemi özelliklerini yansıtan taçkapı bulunmaktadır.

Yapının kuzeydoğusunda, medreseye bitişik olarak yapılmış, Cacabey'in kümbeti ve yapının güneybatısında ise minare yer almaktadır.

Cacabey Gökbilim Medresesinin karakteristik özelliği, cephe ve köşelerde bulunan sütuncelerdir. Toplam üç adet olan bu sütunceler, roketin, ateşleme ve fırlatma halini göstermektedir. XIII. yüzyılda roket çiziminin bu yapıda kullanılması, işlev ve mimari arasındaki uyumun önemli bir göstergesidir. 

cacabey-medresesi-sutun1 cacabey-medresesi-sutun2 cacabey-medresesi-sutun3

 

Medrese, tamamen kesme taş ve moloz taş, minare ise sırlı tuğladan yapılmıştır. 

Taçkapı cepheden taşkın ve anıtsal olarak yapılmıştır. İki renkli taşın dönüşümlü olarak kullanıldığı taç kapının mukarnaslı kavsarası, iki sıra kuşatma kemeri ile çevrelenmiştir. 

Kapının cephe duvarının iki dış köşesine, değişik biçimde kaideleri olan bir çift burma gövdeli sütunce işlenmiştir. Bunların kaidelerinin askı, kandilleri hatırlatır biçimde işlenmiş olduğu dikkati çeker. Ayrıca kavsara kuşatma kemerinin iki yanında, simetrik düzenlenmiş dairesel birer kabara bulunmaktadır. Giriş kemerinin üstünde bulunan tek satırlık kitabede, Besmele ve Nahl Sûresinin 90. ayetinin baş kısmı yer alır. Bunun altında bulunan ve uçları iki yana dönen diğer kitabede, Âl-i İmran Sûresinin 18. ve 19. ayetleri yazılıdır. Bu yazı şeridiyle kapı kemeri arasında iki satır halinde yerleştirilen, ayrıca sağ köşesine de bir metin eklenen kitabe ise, bazı vergilerin kaldırıldığını bildiren bir emirnamedir. 


Taçkapının girişindeki sütuncelerin başlıklarından sarkıtılan küreler, ay'ı sembolize etmektedir. 

Girişin her iki yanında bulunan mihrabiyeler, portalle bir bütünlük oluşturmaktadır. 

Anadolu Selçuklu Dönemi Medreselerinden, kapalı avlulu medreseler grubu içerisinde bulunan Cacabey Gökbilim Medresesi, kareye yakın dikdörtgen planlı ve iki eyvandan oluşmaktadır. 

Kuzeyde bulunan giriş kapısından giriş eyvanına, oradan da avluya geçilir.

Cacabey MedresesiAvlunun ortasında kuyu bulunmakta ve üzerinde aydınlık feneri yer almaktadır. Bu kuyunun, yıldızları incelemek için rasat kuyusu olarak yapıldığı düşünülmektedir. 

Avlunun güneyinde mescit olarak kullanılan ve bir basamakla çıkılan ana eyvan; ana eyvanın köşelerinde yer alan karşılıklı iki sütunce, koni ve küre biçimlerinin üst üste bindirilmesiyle oluşmuştur. Bu sütun düzenlemesinin Anadolu Türk Sanatında başka bir örneği bulunmamaktadır. 

Yanlarda ise, avluya açılan sekiz tane eğitim amaçlı olarak yapılmış öğrenci odaları mevcuttur. Avlunun doğusundaki eyvandan Nureddin Cibril bin Cacabey'in türbesine yedi basamakla çıkılmaktadır. 

Giriş eyvanının sağından, sadece kuzey cephenin arkasında bulunan üst kat hücrelerine çıkılmaktadır. Medresenin giriş cephesinin sol tarafındaki kubbeli kare mekan, yapının banisi Cacabey'in türbesidir. Selçuklu kümbet geleneğine bağlı kalınarak; dıştan külah, içten kubbe ile örtülüdür. 

Türbenin giriş kapısı, palmet ve kıvrık dal motifleriyle süslenmiştir. İki kattan oluşan türbenin alt katı, asıl mezar odası (kripta), üst katı, sandukanın (yalancı mezar) bulunduğu türbe kısmıdır. Cacabey'in sandukası, mekanın kuzeybatı köşesindedir. 

Türbenin içini, beyaz zemin üzerine firuze ve lacivert renkli çinilerle yapılmış bir yazı kuşağı dolanmaktadır. 

Türbenin kuzeyinde ve doğusunda iki adet pencere bulunmaktadır.

Türbenin kuzey cephesindeki penceresi, mihrap biçiminde düzenlenmiştir. Mukarnaslı kavsaranın altında bulunan iki satır halindeki kitabede; “dünyanın bir durak yeri ve herşeyin fani olduğu” ifade edilmektedir. 

Pencerenin kenarlığında, karşılıklı korint üslubunu andıran başlığı ile bir çift sütunce yer alır.

Cacabey MedresesiSırlı tuğladan yapılan 21 m. yüksekliğindeki minarenin gövdesi, firuze renkli çinilerle bezenmiştir. Taştan çokgen bir kaide üzerinde, silindirik olarak yükselen minarenin gövdesinde, iki sıra halinde çini süsleme vardır. Birinci sırada firuze rengi çiniden basit bir örgü uzanmaktadır. İkinci sırada ise zikzaklı bir süsleme bulunmaktadır. 

Minarenin üzerindeki kitabede, yaptıran için bir dua vardır. Burada “yapının kurucusuna Rabbin inayeti istenmekte ve sesi daha göğe erişmeden bu dileğin iyi kabul göreceğine inanıldığı” bildirilmektedir.

Minarenin, gözlem kulesi olarak kullanıldığı düşünülmektedir. 

XIX. yüzyıl içinde medresenin harap olduğu tahmin edilmektedir. Nitekim 1858 yılında Kırşehir'den geçen A.D. Mordtmann, yapının mühimmat ambarı olarak kullanıldığını yazar. Daha sonrada harap durumda bulunan medresenin bir kısmının cami yapıldığı, 1325 (1907) tarihli Ankara vilayeti salnamesinde belirtilir. 

Vakıflar İdaresi tarafından büyük ölçüde restorasyon gören Medrese, cami olarak yeniden ibadete açılmış olup, bugünde cami olarak kullanılmaktadır. 


KİTABELER 

TAÇ KAPI ÜZERİNDE SELÇUKLU SÜLÜSÜ İLE İKİ SATIR HALİNDE YAZILMIŞ KİTABE
 

cacabey-medresesi-kitabe 

Okunuşu: 

“Bismillahirrahmanirrahim

Emara bi imaret hazihil medrese el mübareke el meymune fi eyyam devlet el sultan el azam şahinşah el muazzam malik rikabül ummeti seyyid-i selatin el arab ve acem sultan-ıl berri vel Bahreyn gıyaseddünya veddin mugisil İslam vel müslimin seyyidil muluk vessalatin ebul feth Keyhüsrev bin Kılıçarslan halladallahu devletehu el abd el muhtaç ila rahmetillah ve magrifettehu Cebrail İbn-i Caca takarruban ilallahi ve marzatihi fihi şuhur sene ihda ve seb'în ve sitte mie.” 

Anlamı: 

“Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. Bu mübarek medresenin yapılmasını büyük sultan, ulu şahinşah, ümmetin koruyucusu, Arap ve Acem sultanların efendisi, karanın ve denizlerin sultanı, İslam'ın ve müslümanların yardımcısı, sultanların ve meliklerin efendisi, fetihler babası, Gıyasettin Keyhüsrev bin Kılıç Arslan (Allah Devletini daim kılsın) zamanında Allah'ın rahmetine ve mağfiretine muhtaç Cebrail bin Caca, Allah'a yaklaşmak ve onun rızasını kazanmak için 671 senesi aylarında emretti.” 


GİRİŞ KEMERİ ÜSTÜNDE BULUNAN KİTABE
 

cacabey-medresesi-kitabe
 

“Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. Muhakkak ki Allah adaleti, iyiliği (akrabaya yardım etmeyi) emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı yasaklar. O düşünüp tutasanız diye size öğüt verir. (Nahl Sûresi 90).Allah c.c. Rabbimdir.” 

“Allah, adaleti ayakta tutarak (delilleriyle) şu hususu açıklamıştır ki, kendisinden başka ilah yoktur. Melekler ve ilim sahipleri de (bunu ikrar etmişlerdir. Evet) mutlak güç ve hikmet sahibi Allah'tan başka ilah yoktur (Al-i İmran Sûresi 18).” 

“Allah nezdinde hak din İslam'dır. Kitap verilenler kendilerine ilim geldikten sonradır ki, aralarında kıskançlık yüzünden ayrılığa düştüler. Allah'ın ayetlerini inkar edenler bilmelidir ki Allah'ın hesabı çok çabuktur (Al-i İmran Sûresi 19).” 

“(Resulüm) de ki: Mülkün gerçek sahibi olan Allah'ım sen mülkü dilediğine verirsin ve mülkü dilediğinden geri alırsın. Dilediğini yüceltir, dilediğini de alçaltırsın. Her türlü iyilik senin elindedir. Gerçekten sen her şeye kadirsin (Al-i İmran Suresi 26).” 


GİRİŞ KEMERİ ÜZERİNDEKİ İLHANLI KİTABE


“Hükümdarlığı ebedi kalmasını Allah'tan dilediğimiz padişahın adalet nuri tekmil yaradılış üzerinde parladığı için buyurdular ki Şahne vergisi, Tabkur vergisi, keza sabun vergisi, Gûşe vergisi ortadan kalksın. Cihana hakim olan padişahın hükmü ile bu fena (gayri şer'î) vergiler tamamiyle ortadan kaldırılmış olduğundan hükümdarın kuvvetli devleti devamlı olması için çok dua kılınsın. Bundan sonra bu vergiler tekrar vazedecek yahut onları vaz'ı için çalışacak olanlar Allah'ın gazabına uğrasınlar. Keza keten ekenlere mahsus damga, bunun gibi aşbazlık namına alınan vergiler de kaldırılmıştır."
 


TÜRBENİN KUZEY DIŞ PENCERESİNDEKİ KİTABE 


“Şüphesiz bu dünya hayatı, geçici bir eğlencedir. Ama ahiret, gerçekten kalınacak yurttur. (Mü'min Sûresi 39). 

Yeryüzünde bulunan her canlı yok olacaktır (Rahman Sûresi 26). Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zatı bâki kalacak (Rahman Sûresi 27).” 


Cacabey MedresesiMİHRAP ÜZERİNDEKİ KİTABE 


“Rahman ve Rahim Olan Allah'ın adıyla, Allah'a tevekkül ettim.” 


TÜRBENİN İÇİNİ DOLANAN YAZI KUŞAĞI


“(Bu kandil) Bir takım evlerdedir ki, Allah (o evlerin) yücelmesine ve içlerinde isminin anılmasına izin vermiştir. Orada sabah akşam onu (öyle kimseler) tesbih eder ki: (Nur Sûresi 36).” 

“Onlar ne ticaret ne de alışverişin kendilerine Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoyamadığı insanlardır. Onlar, kalplerinin ve gözlerinin allak bullak olduğu bir günden korkarlar (Nur Sûresi 37)”. 

“Çünkü (o günde) Allah, onları yaptıklarının en güzeli ile mükafatlandıracak ve lütfundan onlara fazlasıyla verecektir. Allah dilediğini hesapsız rızıklandırır (Nur Sûresi 38).” 

“Ey kavmim! Şüphesiz bu dünya hayatı, geçici bir eğlencedir (Mü'min Sûresi 39)” 

“Allah, ondan başka tanrı yoktur. O, Hayydir. Kayyumdur. Kendisine ne uyku gelir ne de uyuklama. Göklerde ve yerdekilerin hepsi O'nundur. İzni olmadan O'nun katında kim şefaat edebilir ki? O, kullarının yaptıklarını ve yapacaklarını bilir. (O'na hiçbir şey gizli kalamaz.) O'nun bildirdiklerinin dışında insanlar O'nun ilminden hiçbir şeyi tam olarak bilemezler. O'nun kürsüsü gökleri ve yeri içine alır. Onları koruyup gözetmek kendisine zor gelmez. O, yücedir, büyüktür (Bakâra Sûresi 255)".


CACABEY (1240?-1301)

Ceceli aşiretinin beyi olan Emir Bahaddin Caca'nın oğlu olan Nurettin Cebrail, 1240 yılında doğdu. Cacabey, Eskişehir Emiri iken, bir Tokat'ta kaldıktan sonra Kırşehir'e vali olmuştur.

Kırşehir Valisi iken, Emirhor olan Eseddeddin isyanını bastırmıştır. Elbistan savaşına katılıp, orada Memlük Sultanı Baybars'a esir düştü. Baybars bütün esirleri serbest bırakınca Cacabey Şam'dan Kırşehir'e döndü.

Cacabey'in kısa zamanda ünü Kırşehir'de yayıldı. Mevlana ve Hacı Bektaş ile iyi ilişkilerde bulundu.

Cacabey, Anadolu'da birçok hayır kurumu yaptırmıştır; Eskişehir'de bir cami ve bir han yaptırmış, on yedi cami ve zaviyeyi de onarıma almıştır. Kırşehir'de adıyla anılan Cacabey Gökbilim Medresesini, yani dönemin astronomi okulunu yaptırmış ve birçok hizmetlerde bulunmuştur.

Cacabey, 1301 yılında Rum tekfurları ile yapılan savaşta şehit düşmüş, naaşı Kırşehir'e getirilerek 1272'de yaptırdığı medresenin yanındaki türbeye defnedilmiştir.

 

 

 

Ebul İz El Cezerî

E-posta Yazdır PDF


Ebul İz El Cezerî - Su döken Robot  

Batı dünyasında adı kısaca “el Cezeri” olarak bilinen “Bedi'el-Zaman Abu el-izz İsmail el-Razzaz el-Cezeri”, 1136'da Diyarbakır'da doğdu. XIII. yüzyılın başında, Diyarbakır Artuklu Sarayı’nda 32 yıl başmühendislik görevi yaptı. Biz bugün el Cezeri'yi, su saatleri, otomatik kontrol düzenleri, fıskiyeler, kan toplama kapları, şifreli anahtarlar ve robotlar gibi, pratik ve estetik birçok düzeni tasarlayan ve bunların nasıl gerçekleştirileceğini anlatan “Kitab-el Hiyal” adlı kitabın yazarı olarak tanıyoruz.

Ebul İz El Cezerî - Robot FilTarihte sibernetiğin kurucusu olma şerefi onundur. Sibernetik; haberleşme, denge kurma ve ayarlama bilimidir. İnsanlarda ve makinelerde bilgi alışverişi, kontrolü ve denge durumunu inceler. Bu bilim, zamanla gelişerek bugün kullandığımız bilgisayarların ortaya çıkmasını sağlamıştır.

Sibernetik ve otomatik sistemlerin başlangıcı konusunda; Fransızlar Descartes ve Pascal'ı; Almanlar Leibniz'i, İngilizler de R. Bacon'ı öne sürseler de, aslında Cezerî bunu ortaya koyan ve ilim dünyasına sunan ilk bilgindir.

Günümüz fizik ve mekanikçileri, "ısı etkisiyle haberleşerek denge kurma" sisteminin, ilk olarak J. Watt'ın 1780'de regülatörü keşfiyle başladığını söylerler. Fakat bunun da yine Cezerî'ye dayandığı, onun meşhur eseri Kitabü'l-Hiyel'in 171. sayfasındaki şekilde açıkça görülür. Bu sayfada regülatörün şekli, bir kuşun hareketiyle karşılıklı haberleşerek ayarlanmaktadır.

Ebul İz El CezerîKitapta, mühendislikle ilgili 50 farklı aletin plan ve işleyişi hakkında bilgiler de verilmiştir. Bugün, İstanbul’daki Topkapı Sarayı III. Ahmed Kütüphanesi'nde bulunan A3472 kayıtlı yazma, özgün eserin ikinci el bir kopyasıdır. Altı kısımdan oluşan eserde, 50 farklı düzen anlatılmaktadır.

Kitaptaki sistem ve şekiller incelendiğinde, Cezerî'nin büyük bir su mühendisi olduğu görülmektedir. Kitap, kısmen ve ilk defa E. Wiedeman ve F. Hauser tarafından Almancaya çevrilmiş ve 1908-1921 seneleri arasında yayımlanmıştır. 1974'te, Donald R. Hill, eserin tamamını İngilizceye tercüme edip bastırdı. Kitapta anlatılan su saatlerinden biri; Dünya İslam Festivali için Londra Bilim Müzesi'nde örneğe uygun olarak yapılıp çalıştırıldı.

El- Cezerî’nin saatlerinin çalışma sistemi, çoğunlukla aynı mil üstündeki bir gösterge ile üstünden, ucuna ağırlık asılı bir kayış geçen kasnak biçimindedir. Ağırlığın düşüş hızı, yüzen bir cisimle kontrol edilir. Yüzen cisim, kayışın öteki ucuna tutturulur ve içinde bulunduğu kap yavaşça boşaltılır. Bazı durumlarda da, devrilebilen bir kova. otomatik olarak dolmakta ve devrilince bir mandalı iterek, dişlinin bir diş ilerlemesini sağlamaktadır.

El- Cezerî tarafından adapte edilen mekanik prensiplerin çoğu oldukça eskidir. Onun makinelerı dişliler, mandallar, palangalar ve kaldıraçlardan oluşuyordu. Günümüzde bütün motorlu vasıtalarda bulunan “krank mili”ni ilk defa o kullanmıştır.

Eserleri
  • Kitāb fi ma-'rifat al-Hiyal al-handasiyya (Arapça: الجامع بين العلم والعمل النافع في صناعة الحيل , Kitāb fi ma-'rifat al-Hiyal al-handasiyya) 1206 yılında bu eserini tamamlamıştır.
  • Kitâb-ül-Câmi Beyn-el-İlmi vel-Amel-in-Nâfî fî Sınâat-il-Hiyel, (Arapça: بَيْنْ اَلْعِلْمِ وَالْعَمَلِ اَلنَّافِعْ فِي صِناعَةُ الْحِيَلْ , El Câmi-u’l Beyn’el İlmî El-Amelî’en Nâfi fî Sınâ'ati’l Hiyel) "Makine Yapımında Yararlı Bilgiler ve Uygulamalar"

 

1001 İcat: Müslümanlığın Bilim Mirası

E-posta Yazdır PDF

 


İslam aleminin bilime katkısı, Londra'da açılan bir sergiyle İngiltere'nin gündeminde.

"1001 İcat: Müslümanlığın Bilim Mirası" adlı sergide, sekizinci yüzyıldan onsekizinci yüzyıla kadar, yani bin yıl boyunca Müslüman dünyasının tıptan gökbilimine dek bilimsel alandaki çeşitli katkıları gözler önüne seriliyor.

Londra Bilim Müzesi'nde açılan sergide, 700-1700 yılları arasındaki bin yıllık döneme ait, Ortaçağ'da Arap doktorların, gökbilimcilerin kullandığı araç gereçten, 13. yüzyılda bugün Türkiye'de bulunan Cizre'de yapılmış bir saate kadar bir çok ilginç tasarım var.

Filli saat, aslında serginin en dikkat çeken parçalarından. 1206'da tasarlanıp yapılmış olan orijinal saatin maketi, altı metre yüksekliğinde.

Dev bir fil yontusunun üzerine oturtulmuş saatin akrep ve yelkovanı ejderhalara benzetilmiş. Ayrıca saat başlarının vuruşuyla birlikte hareket eden sarıklı bir takım robotlar var. Saat, daha önce antik Yunan'da da kullanılan bir su düzeneğiyle çalışıyor.

Devamını oku...
 

Çin’de bir Osmanlı Üniversitesi

E-posta Yazdır PDF


II. Abdülhamid’in Çin’de 1908’de kurdurduğu ve hâlâ ayakta duran Hamidiye Üniversitesi'nin bilinmeyen hikâyesi…

Sultan II.Abdülhamid28 Nisan 1901’de İstanbul’dan sessiz sedasız yola çıkan, İzmir ve İskenderiye’ye uğrayıp Kızıldeniz’i aşarak Uzak Doğu’ya yönelen Nemçe (Avusturya) vapuru Batı’nın bölgedeki ajan ve diplomatlarını hareketlendirmişti. Vapur henüz Çin’e ulaşmadan Pekin’deki Batılı sefaretler başkentlerine kriptolu mesajlar gönderir: “İstanbul’daki ‘kurnaz Sultan’ Çinli Müslümanları kendine çekmek üzere yeni hamlelere girişti. 9 kişilik temsil heyeti Çin’e geliyor.”
Osmanlı temsil heyeti uzun ve meşakkatli bir yolculuğun ardından Çin’e ulaştığında, bölgede âdeta bayram havası eser. Şanghay Limanı’na gelen vapuru görmek isteyen Çinli Müslümanlar izdihama yol açar. Sadece Batılı gazeteler değil, tüm dünya basını bu kritik ziyarete geniş yer verir o tarihlerde.

Çin yönetimi, ülkelerine gelen Osmanlı heyetini memnuniyetle karşılasa da, o dönemde bu ülkeyi sömüren Batılı ülkeler tedirgindi. Bizzat Sultan II. Abdülhamid tarafından görevlendirilen Mirliva (Tuğgeneral) Enver Paşa’nın (İttihatçı Enver Paşa değil) hangi amaçla Çin’e geldiğini merak ediyorlardı. Hâliyle paşa, ikinci eşi, iki kâtip, iki âlim, iki asker ve uşaklardan oluşan heyet yaklaşık 4 ay süren ziyaret boyunca Batılı ajan ve elçilerin çemberindeydi. Akıcı Fransızcası, etkileyici hitabetiyle Enver Paşa, Çinli Müslümanlar ve yabancı elçilere II. Abdülhamid’in barış mesajlarını getirmek için geldiklerini söylüyordu. Ama Batılılar bu açıklamayı pek inandırıcı bulmamıştı.

Devamını oku...
 

Beyazıt Devlet Kütüphanesi 125. Yaşında

E-posta Yazdır PDF


2.Abdülhamit'in özel bütçesinden ayrılan kaynakla Beyazıt Camisi'nin ahırında kurulan Beyazıt Devlet Kütüphanesi'nin 125. yaşı törenle kutlanacak.

Beyazıt Kütüphanesi

İSTANBUL - Kütüphanenin Müdür Vekili Süheyla Şentürk, Osmanlı döneminde kütüphanelerin daha çok vakıflar, padişah veya eşleri tarafından kurulduğunu belirterek, 1880’li yıllarda vakıfların elindeki kitapların dağıldığını gören yetkililerin, kitapları bir araya toplamak için kütüphane kurmaya karar verdiğini anlattı.

Kuruluşu ile yakından ilgilenen Sultan 2. Abdülhamit’in kütüphaneye özel bütçesinden para aktardığını kaydeden Şentürk, "milli kütüphane" olarak düşünülen Beyazıt Devlet Kütüphanesinin devlet eliyle kurulan ilk kütüphane olduğunu söyledi.

Bina olarak Beyazıt Camisi’nin imaret kısmındaki ahırın seçildiğini ifade eden Şentürk, "Ahır onarıma başlanıldığında epey konuşmalar oluyor ’Ahırdan da kütüphane olur mu?’ diye. Onarıma 1882 yılında başlanıyor ve kütüphane 1884 yılında açılıyor" diye konuştu.

Kütübhâne-i Umûmî-i Osmânî
                 Kütüphanenin kitabesi: “Kütübhâne-i Umûmî-i Osmânî”

Hiç kitabı bulunmayan kütüphanenin raflarına, açılışa gelenlerin getirdiği "Naima tarihlerinin" konulduğunu belirten Şentürk, şu bilgileri aktardı:
"Kütüphane, saray mobilyası olan kadife koltuklar, cilalı masalar ve dolaplarla donatılmış. Bunu görenler hemen bağış yapmaya başlamış. Kütüphanenin üçüncü yılında kitap sayısı 4 bine ulaşmış. Ondan sonra da giderek kitap sayısı artmış. Bugün kütüphanede 600 bine yakın kitap var. Bunların 11 bin 120’si el yazması eserler, 27 bin 357’si harf inkılabı öncesi matbu, 70 bini yabancı dilde kitaplar, diğerleri de Türkçe kitaplar.

Beyazıt Kütüphanesi - 1900'de
                                    Kütüphanenin 1900'deki görünümü

Çok değerli el yazması kitaplarımız var. Bunlardan bazıları, 1850-1854 yılları arasında hazırlanan ve Osmanlı zamanında derlenen ilk yazma eserlerin toplu kataloğu olan ’Al-Asar al-Aliyye fi Hazain-al-Kütüb al-Osmaniyye’, 893 yılında yazılan ve Türkiye’de Kur’an-ı Kerimlerin haricinde en eski yazma kitap olarak bilinen ’Kitab al-Ma’şür min al-lügat’, serlevha, cetveller ve tezhiplerle süslü bir eser olan 1556 tarihli ’Abu’l-Fath al-Tabrizi’, Suudi Muhammed Amir Hasan’ın 1581 yılında yazdığı tezhipli ve minyatürlü ’Kitab-ı İklim-i Cedid’ adlı coğrafya kitabının dünyadaki beş nüshasından biri, Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın 1756 tarihli ’Marifetname’ adlı eseri, Mevlana Celaleddin Rumi’nin 1609 tarihli ’Mesnevi’ adlı eseri."

Devamını oku...
 

Kâtip Çelebi

E-posta Yazdır PDF

Katip Çelebi

Kâtip Çelebi, XVII. yüzyıl Türk ilim dünyasında pozitif ve hür düşünceyi temsil eden en önemli simalarındandır. Tarih, coğrafya ve bibliyografya alanlarında önemli eserler vermiş bir Osmanlı bilginidir. Eserlerinin değeri ve önemi dolayısıyla gerek Osmanlı İmparatorluğu’nda gerekse Batı’da büyük ilgi uyandırmıştır.

XVII. yüzyıl Osmanlı ilim ve kültür hayatına âdeta damgasını vuran Kâtip Çelebi, Türkiye’de olduğu kadar Batı dünyasında da büyük takdir ve şöhret kazanmış, eserlerinden hayranlık derecesine varan ifadelerle bahsedilmiştir. Kâtip Çelebi’nin çeşitli eserleri ve özellikle Keşfü'z-zunûn anil-esâmi ve'l-fünun Batı’da İslam araştırmaları yapan hemen herkesin müracaat ettiği temel başvuru eseri olduğu gibi Bibliothéque Orientale üzerinden genel olarak bir ansiklopedi, özel olarak da bir İslam ansiklopedisi düşüncesinin doğmasında önemli etkide bulunmuştur. Onun eserlerinin bir kısmının çeşitli Batı dillerine tercümesi bunun sonuçlarından biridir.

Kâtip Çelebi, yaşadığı hayatın ve devletin önemini kavrayarak kendi toplumunu ciddiye almıştır. Bundan dolayı hakkında yazı yazdığı hemen her konu o gün yaşanılan bir sıkıntıya cevap olmak üzere kaleme alınmıştır. Bu yüzden Kâtip Çelebi aynı zamanda yaşadığı döneme şahitlik yapmış bir düşünürdür. O’nu yaşadığı dönemdeki düşünürlerden ayıran diğer önemli bir özeliği de ilmin toplumsal hayatın devamı açısından ne kadar önemli olduğunu vurgulamasıdır. Gerçeği arayıp bulma endişesi, fikirlerini savunmadaki cesareti, taassubun bütün şiddetiyle ayakta olduğu bir devirde, ihtilaf ve tartışma konularını tarafsız bir hâkim gibi ele alışıyla devrinin diğer âlimlerinden ayrılır. Yaşadığı çağın bilim anlayışının dar sınırları içinde kalmayarak, dünyanın yuvarlak olduğuna kanıtlar arayan ve batıdaki astronomi araştırmaları üzerine yazılan eserleri çeviren Kâtip Çelebi, döneminin şartlarını aşan bir bilim dünyasının ilk yaratıcılarından biridir. 


Cihannüma
Cihannüma


Kâtip Çelebi
, Mîzânü'l-Hakk fi ihtiyâri'l-Ahakk adlı eserinde karşıt düşüncelere hoşgörüyle bakılmasını öğütler. Din bilginlerinin kendi aralarındaki şiddetli tartışmalarının temelsizliğini ve zararlarını vurgular. Kâtip Çelebi, hem önemli eserler vermiş hem de medresenin egemenliğindeki düşünce dünyasının dışında görüşler ileri sürmüş bir bilgindir. Batı kaynaklarının önemine dikkati çekmesi, Latince öğrenmeye çalışması, bu dilden eserler çevirmesi, Doğu kaynaklarına eleştirel bir gözle bakması bile dönemine göre çok ileri adımlardır.

Devamını oku...
 

Enderun Meydanı

E-posta Yazdır PDF


Edirne sarayının önemli bölümlerinden biri Enderun meydanı ve barındırdığı yapılardı...
   
 

Enderun Meydanı

Saray halkı tarafından  "Çeşme meydanı" da denilen "Enderun-u hümayun" meydanı veya "Enderun Taşlığı" Kum Meydanı'nın kuzey bölümü ile "Valide taşlığı" meydanının güneyinde doğudan batıya doğru uzanırdı. Meydanın güney doğusuna Kum kasrının engelli bahçesi ortada Cihannüma Kasrı (Kasr-ı padişahi) ve batıda Akağalar dairesi isabet ederdi. Meydan tamamen yontma taş döşeliydi. Enderun meydanının kuzey cephesinde birbirine benzer fakat büyüklüleri farklı üç koğuş bulunurdu.

Aynı yönde bulunan bu koğuşlardan "hazineli koğuşu" meydanın şark tarafında bulunurdu. 40 metre boyunda ve 10 metre genişliğinde duvarları kagir ve çatısı kurşun kaplıydı. Koğuşun önünde 3-4 metre genişliğinde çeşitli sütunlara dayanan ve aynı şekilde çatısı  kurşun kaplı bir dehliz vardı.Her koğuşun içinde ahşap merdivenli tavan aralıkları, bir kurnalı hamamı ve iki katlı, yönetici daireleri bulunurdu. Hazineli koğuşunda giyimbaşı, Seferli koğuşunda cameşuy(Çamaşırcı) başı, kilerli koğuşunda peşgirbaşı koğuşların yöneticileri idi.

Devamını oku...
 


Sayfa 4 - 5


AKADEMİK KURULUŞLAR


Kimler Sitede

Şu anda 30 ziyaretçi çevrimiçi