ENDERUN

Eğitim, Öğretim, Bilim ve Teknoloji Tarihi

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür
Anasayfa TÜRK/İSLAM BİLİM TARİHİ
Türk-İslam Bilim Tarihi

Fatima Al-Fihri – Founder of the Oldest University in the World

E-posta Yazdır PDF

Fatima Al-Fihri – Founder of the Oldest University in the World

Great Women of Islam
Fatima Al-Fihri- Founder of the Oldest University in the World
By Hezreen Abdul Rashid

It was a clear sunny day when a noble family journeyed from Kairouan, Tunisia to Fes in Morocco. It was in the early ninth century and many families chose to migrate to the bustling city in the west. For Mohammed Al-Fihri, a wealthy merchant from Tunisia, Fes was excellent avenue for him to continue the family business.

Both his daughters, Fatima and Mariam were well educated. After inheriting a large amount of money from their father, the girls vowed to spend their entire inheritance for the benefit of their community. Whilst Mariam headed the contstruction of the grand mosque Al-Andalus, Fatima planned on the building of another mosque called Al Karaouine which was said to be the largest in North Africa. It was in the midst of the construction of the mosque that the University of Al-Karaouine ( which is still part of the mosque today) was set up.

The University of Al-Karaouine was highly regarded back then as one of the leading spiritual and educational centers of the Muslim world. Today, the Guinness Book of World Records has recognised it to be the oldest continuously operating institution of higher learning in the world.

Fatima Al-Fihri was certainly a lady of foresightedness for the location of the university within the compounds of the mosque attracted scholars from far and wide. Fes, being the most influential cities in the Muslim world has been renowned for centuries as the centre for religion and culture. The university produced great thinkers such as Abu Al-Abbas al-Zwawi, Abu Madhab Al-Fasi, a leading theorist of the Maliki school of Islamic jurisprudence and Leo Africanus, a renowed traveler and writer.

Devamını oku...
 

Fatima Muhammad Al-Fihri / Founder of the Oldest University in the World

E-posta Yazdır PDF

Fatima Al-Fihriyya.jpgFatima Muhammad Al-Fihri (? – 880) (فاطمة محمد الفهري, nicknamed Oum al Banine, meaning the mother of the kids) was a Muslim woman chiefly known as the founder of the world's first academic degree-granting institution of higher education, which is still in operation today as the University of Qarawiyyin in Fes, Morocco.

Biography

Fatima Al-Fihri was the child of Muhammad Al-Fihri, a wealthy businessman from Fihrids family. She migrated along with her father from the cityKairouan located in present-day Tunisia to Fes located in current day Morocco. She also had a sister called Mariam.

The construction of the Qarawiyyin mosque

After Fatima and Mariam inherited their deceased father's fortune, they decided to support the construction of mosques or educational institutions such as the Qarwiyyin mosque as a Waqf or Sadaqah Jariya for their deceased father. In 859, Fatima founded the world's first Academic degree-granting institution of higher education, which is still in operation today as the University of Qarawiyyin in Fes, Morroco.[1] The University of Qarawiyyin was regarded as being a major intellectual centre in the Mediterranean that its excellent reputation even led Gerber of Auvergne to study at it. Auvergne later went on to become Pope Sylvester II and has been given the credit of introducing Arabic numerals & the zero to the rest of Europe.[2]

Her sister Mariam is said to have been responsible for the construction of the Al-Andalus (Andalusian) Mosque in Fes .[3]

The University Fatima al-Fihri founded

See also

References

  1. ^ "Kairaouine Mosque, Fes". Sacred Destinations. Retrieved 2009-08-25.
  2. ^ "The Al-Qarawiyyin Mosque". Morocco.com.
  3. ^ "Fatima Al-Fihri – Founder of the Oldest University in the World". The Urban Muslim Woman. 2008-08-04. Retrieved 2009-08-25.
  • FSTC Limited, Wednesday 20 October 2004.
  • Muslims Weekly, Commentary, Jawed Anwar, 4 April 2005.
 

BİTLİS - ERZURUMLU İBRAHİM HAKKI'nın IŞIK DÜZENEĞİ

E-posta Yazdır PDF

BİTLİS- İSMAİL FAKİRULLAH HAZRETLERİ

Siirt'in Aydınlar ilçesinde yaşayan İsmail Fakirullah Hazretleri'nin mezarının başucuna doğmasını sağlayan ışık düzeneğindeki arızanın tespit edilerek gerekli düzenlemelerin yapılacağı belirtildi.

Siirt Valisi Musa Vali Çolak, yaptığı açıklamada Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri'nin kendi çağını aşan bilimsel çalışmalara imza atmış, çok değerli eserler yazmış bir bilim adamı olduğunu söyledi.

Kendisini yetiştiren Hocası İsmail Fakirullah Hazretleri'nin vefatı üzerine (Hocamın başucuna doğmayan güneşi neyleyim diyerek) yaptığı türbeden yaklaşık 2 kilometre öteden başlayarak türbeye kadar uzanan ve her yıl, 21 Mart'ta yeni yılın ilk güneş ışınlarının hocasının başucuna doğmasını sağlayan ışık düzeneğinin yıllarca izlendikten sonra 1960 yıllarında türbede yapılan restorasyonda bozulduğunu hatırlatan Çolak, şöyle dedi:

"Biz bu ışık düzeneğinde meydana gelen aksamayı tespit ederek eski haline getirmeye ve gerçekten inanç turizmi açısından çok zengin bir potansiyele sahip olan ilçemizin bu potansiyeline biraz daha katkıda bulunmak istiyoruz. Başta Ege ve İstanbul Üniversiteleri olmak üzere ülkemizin değişik üniversitelerinin Astronomi Bilim Dalı öğretim üyeleri ile görüşerek durumu anlattık. Hatta geçenlerde ilimizde yapılan Uzayın Derinliklerinden Tarihin Geçmişine GAP Astronomi Yolculuğu paneline katılan bilim adamlarına bizzat gösterdik. Bu aksamanın düzeltilebileceğini belirttiler. GAP Bölge Kalkınma İdaresi ve üniversitelerimizle iş birliği yaparak bunu çözmeye çalışacağız."

İbrahim Hakkı Hazretleri'nin 1700'lü yıllarda yaptığı bu düzenekte türbeden yaklaşık iki kilometre uzaklıktaki bir tepenin üzerinde örülen duvar 21 Mart tarihinde doğan güneşin ilk ışınlarının ilçeye yansımasını engellerken duvarın ortasındaki 40x40 santimetre ebatlarındaki delikten ışınlar türbenin yanında bulunan kulenin pencerelerinden yansıyarak türbeye girmekte ve İsmail Fakirullah Hazretlerinin başucunu aydınlatmaktaydı.

 

BİTLİS- İSMAİL FAKİRULLAH HAZRETLERİ

BİTLİS- İSMAİL FAKİRULLAH HAZRETLERİ

BİTLİS- İSMAİL FAKİRULLAH HAZRETLERİ

Ayhan MERGEN / Siirt Umut Gazetesi

 

DİVANÜ LUGATİ'T TÜRK

E-posta Yazdır PDF

Bulunuş Öyküsünden Yayımlanışına Divanü Lugati't-Türk

Bugün tek nüshası İstanbul’daki Millet Kütüphanesinde olan Divanü Lugati’t-Türk’ün bulunuşu, yayımlanması ve çevirisi, ilgi çekici olaylar dizisidir. Eserin bulunuşu tamamen bir rastlantı sonucudur. Kitap dostu Ali Emiri’nin bilgisi, dikkati, kitap sevgisi ve çabaları olmasaydı eser bilgisiz ellerce belki de yok edilecek, dilimizin ve kültürümüzün en büyük hazinesinden mahrum kalacaktık.

Kasgarli-Mahmut-Divanu-Lugatit-TurkDivanü Lugati’t-Türk’ten ilk söz eden Antepli Aynî diye de tanınan Bedreddin Mahmud’dur. İkdü’l-Cuman fi Tarih-i Ehli’z-Zaman adlı eserinin birinci cildinde Kâşgarlı Mahmud’un eserinden yararlandığı görülmektedir. Aynî, yalnızca bu eserinde değil kardeşi Şahabeddin Ahmed ile birlikte yazdığı Tarihü’ş-Şihabî’de de Divanü Lugati’t-Türk’ten yararlanmıştır. Daha sonra Kâtip Çelebi ünlü eseri Keşfü’z-Zünûn’da Divanü Lugati’t-Türk’ü anmıştır. 

Başka birkaç kaynakta daha anılan ve bilgilerinden yararlanılan Divanü Lugati’t-Türk’ün varlığı bilinmekte ancak 1914 yılına gelinceye kadar tek bir nüshasına bile ulaşılamamaktaydı. Oysa Divanü Lugati’t-Türk’ün bir nüshası eski Maliye Bakanlarından Nazif Bey’in kitaplığında bulunmaktadır. Türk dili ve kültürü bakımından önemini bilemeyen ancak değerli bir kitap olduğunu tahmin eden Nazif Bey, yakınlarından bir kadına kitabı verir ve:

-Bak sana bir kitap veriyorum. İyi sakla… Sıkıştığın zaman sahaflara götür. Altın para ile otuz lira eder, aşağıya verme! der.

Bir süre sonra paraya ihtiyacı olan kadın, kitabı Sahaflar Çarşısı’ndaki kitapçı Burhan Bey’e götürür ve otuz liraya satmak istediğini söyler. Divanü Lugati’t-Türk gibi bir eser için otuz lira hiç de yüksek bir miktar değildir ama bu kitabın önemini ve değerini bilmeyenler için yüksek bir bedeldir. Burhan Bey, yüksek bir fiyatla alır diye kitabı Maarif Nazırı Emrullah Efendi’ye götürür. Nazır da kitabı İlmiye Encümenine havale eder. Kitabı incelemek için bir hafta süre isteyen Encümen, bir hafta sonra kitaba on lira değer biçer. Kitabın kendisinin olmadığını, sahibinin otuz liradan bir para bile aşağıya inmediğini söyleyince Encümendekiler,

-Biz otuz liraya bir kütüphane satın alırız. Al kitabını, istemiyoruz, diyerek kitabı Burhan Bey’e geri verirler.

İşte tam da o günlerde, ömrünü ve servetini kitaplara adayan, haftada birkaç kez Sahaflar Çarşısı’na uğrayıp, kitapçıları tek tek dolaşarak yeni bir şey olup olmadığını sormayı alışkanlık edinen Ali Emiri Efendi, kitapçı Burhan Bey’in dükkânına uğrar. Ali Emiri Efendi yeni bir şey olup olmadığını sorunca, Burhan Bey, 

-Bir kitap var ama sahibi otuz lira istiyor, diyerek olanı biteni anlatır ve sürenin ertesi gün dolacağını, yaşlı kadının kitabı almaya geleceğini söyler.Eline aldığı kitabın adını okuduğu anda Ali Emiri Efendi, bayılacak gibi olur… Dünyada eşi benzeri olmayan, Türk dilinin en değerli eseri Divanü Lugati’t-Türk’tür elindeki kitap… Otuz değil, otuz bin liraya bile değerdir bu kitaba. Kendisini hemen toparlayan Ali Emiri Efendi, kesin alıcı görünmemek, kitapçıyı şımartmamak amacıyla:

Devamını oku...
 

Biruni

E-posta Yazdır PDF

Abu-Rayhan Biruni 1973 Afghanistan post stamp.jpgBiruni (4 Eylül 973 - 13 Aralık 1048),  Türk bilgini. Tam adı Ebu Reyhan Muhammed bin Ahmed el-Birûnî (Arapça: ابو الريحان محمد بن احمد البيروني) dir. Batı dillerinde adı Alberuni veya Aliboron olarak geçer. Gökbilim, matematik, doğa bilimleri, coğrafya ve tarih alanındaki çalışmalarıyla tanınır.

Küçük yaşta iken babasını kaybetmiş çok zor şartlar altında yetişmiştir. Daha çocuk yaşta üstün kabiliyeti ve keskin zekası ile dikkatleri üzerine çekmiş, Harezmşah hanedanından meşhur âlim ve matematikçi Ebu Nasr el-Mensûr onu himayesi altına almıştır. Onun aracılığıyla Harizm sarayına girerek dönemin ünlü bilginlerinden matematik ve astronomi öğrenimi görmüştür. Ebu Abbas memun bin Muhammed Kâs kentini alarak Batı Harizm sülalesinin egemenliğine son verince (995), bir süre Rey’de kaldıktan sonra Cürcan’a yerleşerek Sultan Kabus Vüşmgir’in sarayına girmiş, orada El-Âsâru’l-bâkiye ani’l Kuruni’l-Haliye adlı tarih ve kronoloji alanındaki ünlü eserini sultana sunmuştur (1001).

Sultan Mahmut Gaznevi anavatanını fethedince, el-Biruni’yi birkaç kere Hindistan’a seferlerinde kendisi ile birlikte götürdü. Böylece tüm Hindistan’ı gezip görme imkanına sahip oldu. Yunanca ve Arapça bilim ve felsefe öğrettiği Hindu din alimlerinden Hint felsefesi, matematik, coğrafya ve din öğrendi. Hindistan’a yaptığı geziler hakkındaki gözlemlerini, alt kıtanın tarihi ve sosyal şartlarının grafik bir anlatımını veren Kitab al-Hind isimli ünlü kitabında yazdı. Bu kitabın sonunda, biri nesnelerin yaratılışları ve türleri ile ilgili olan Sakaya isminde, ve ikincisi de ruh vücudu terkettikten sonra neler olduğu ile ilgili Patanjal adlı, Arapça’ya çevrilmiş olan iki Sanskritçe kitaptan bahsetmektedir.

Hindistan hakkındaki betimlemeleri o kadar mükemmeldir ki 600 yıl sonra Ebu-el-Fadıl tarafından Ekber’in saltanatı esnasında yazılmış olan Ain-i-Akbari bile el-Biruni’nin kitabına çok şey borçludur. ‘Indus’ vadisinin alüvyonlarla doldurulmuş eski bir deniz havzası olarak düşünülmesi gerektiğini gözlemlemiştir. 

Devamını oku...
 
  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »


Sayfa 1 - 2


AKADEMİK KURULUŞLAR